Wednesday, May 24, 2006

büyütecekler zorla

Küçük kız zaman içinde yanlış şekilleniyordu ve bunu farkında değildi.Doğouştan gelen kusurları belki d genetik bir takım eksiklikleri ileriki yaşamda canını çok yakacaktı.Küçük kız zaaflar ediniyordu.Küçük kız takdir edilmeyi seviyordu.Beğenilmeyi.Bu yüzden büyümek istemiyordu.Mükemmel olma arzusuna doğru bir çekim onu bitirecekti yoksa.
Oysa o, kendini yaşama bırakmak sürüklenmek istiyordu.Kendi haline kalsa yaşamın onu bunaltmayacağını biliyordu.Güçlü yanları başkalarının umurunda değildi.O kişisel yeteneğinin üstünde beklentilerin kurbanı olmaktan korkuyordu.Başkaları için kötü ve yanlış olan onun için doğruydu.O, kendisini mutlu edecek herşeyi yapmayı istiyor ama başkalarının mutluluğunu hep bu isteğin bir adım önüne koyuyordu.Çünkü bu durumda onları mutlu etmiş olacak ve onlar da küçük kızı takdir edeceklerdi.Önünde aşılması gereken çok güçlü bir imaj vardı.
Küçük kız bu imajı aşamazdı ki.O imaj küçükken de büyüktü.Ama küçük kız, hep küçük bir kızdı.

Küçük kız ağlıyordu.Aşamayacağı denizlerin ve dağların önünde öyle küçüktü ki.

Aslında küçük kızlar hiç de mutlu değillerdir.

Neyse ki azdır onlardan.

Küçük kız ağlıyor şimdi.Hem de burnundan akan sıvıyı eliyle silerek.O küçük bir kız ve küçük kızların bunu yapmaya hakları vardır en azından.Kimse de görmüyor üstelik.

Thursday, May 18, 2006

Dalgaların içinde dönerken küçük kız gözlerini mutlaka açardı.Oysa kumlar bir iğne gibi batardı o zaman gözlerine ve gözleri çok acırdı.Ama yine de açardı gözlerini inatla.Dalgalar,köpüren bir maden suyunu andırırdı o sırada, kulaklarında hoş bir çınlama ve inceden bir vızıltı olurdu.Küçük kız buna bayılırdı.Kış aylarında kimi kez annesi maden suyunu bardağa boşalttığında, küçük kız bardağın üzerine eğilir, dalgaların içindeyken hissettiği o mutlu dönüşün verdiği hazzı hatırlar, o hoş vızıldamayı dinlerdi.

Küçük kız o zamanlar henüz özgürlüğün ne demek olduğunu bilmiyordu.Ama kendini boş bırakmanın, akışa kaptırmanın ne denli vazgeçilmez olduğunu çoktan keşfetmişti.Bu keşif giderek artacak, onun tüm yaşamını etkileyecek, çoğu kez de mutsuzluğuna yol açacaktı.Çünkü peşinden devamlı koşacağı bu isteğin önünde her zaman,mutlaka bir engel olacaktı.Zamanla bir ikilem halini alacak bu engeli, kendisi mi, yoksa başkaları mı koyacaktı veya o engeli başkalarına yükleyerek mi kurtulacaktı üzerindeki baskılardan bilinmez, ama küçük kız bu engelleri aşmayı hep düşleyecekti.Hep de aşacaktı düşlerinde kolayca.

Küçük kız yalnız olamayacak kadar küçüktü.Büyüdüğünde de yalnız olamayacak kadar büyümüş olacaktı.Oysa dalgaların içinde yalnız olabilecek kadar yalnızdı.

Dalgalar onu kıyıya bıraktığında küçük kız nefesi kesilmiş bir halde gözlerini kapadı.Yüzü ıslak kumların arasına gömülmüş bir süre bekledi.İki parlak göz ve simsiyah bir suratla annesine doğru sırıtarak baktı mutlulukla.Bikinisinin üstü sıyrılmış,altı poposunun arasına girmişti.Annesi tedirgin olmuş ve biraz da korkmuştu besbelli.Gözleriyle konuşurdu annesi.Ve şimdi de gözleriyle "hemen kalk yüzünü temizle, mayonu düzelt ve dinlen biraz" diyordu.
İtiraz etmedi küçük kız, itirazın da bir anlamı yoktu ki zaten.Sırıtmayı sürdürerek annesinin isteğini yerine getirdi.Sıcacık kumlara uzandı.

Deniz soğuktu o gün.Kum ısıtmıştı, ama aynı zamanda hemen ıslanmıştı küçük kızın üzerinden süzülen denizin hoş kokulu suyu ile.O da hemencecik yandaki kuru kuma doğru kaydı.Birazdan çişini bırakacaktı o sıcak kuma.Hayatta bundan daha keyifli olan bir diğer şey, denizde yapmaktı aynısını.

Küçük bir kız olmak bir ayrıcalıktı.Hiç büyümeyen küçük bir kız olmak ise kutsanmışlıktı.

Wednesday, May 03, 2006

Küçük kız sık sık hayal kurardı.Bütün küçük kızlar gibi.Bu yüzden dedesi ona çok kızardı."Boynunu büküp düşünüyorsun" diye.Bunun kötü olan yanı neydi? Küçük kız bunu anlayamazdı bir türlü.
O güzel yaz sabahı, kahvaltı sofrasında sabırsızca çayını yudumlarken küçük kız, düşlere daldı yine.Babasının, çatalının ucuna taktığı ekmeğin üzerine sürülmüş iğrenç, tereyağlı ve kaymaklı lokmayı ağzına doğru dürtmesiyle uyandı o güzelim düşlerden.İnatçıydı başlangıçta hep.Hayır demeyi biliyordu.Ağzını sıkıca yumdu.Fakat babası ondan da inatçıydı.Sinirle ağzını açmasını emretti.Bu inatlaşma her sabah oluyordu.Küçük kız yemeyeceğini, babası ise yemesi gerektiğini tekrarlar dururdu.Küçük kız sonuçta bükemeyeceği bileği öpmek zorunda kalır ve öğürerek, gözünden yaşlar gelerek, lokmayı çiğnemeden yutmayı denerdi.Babasının gözlerindeki zafer pırıltısı onu büsbütün öğürtürdü.Küçük kız yine de lokmayı yutardı.Bilirdi ki,şayet tükürürse lokmayı, ikinci lokma daha büyük ve yağlı olacaktı.Hayat buydu.Erk kimdeyse boyun eğmiş gibi yapmak gerekirdi.Küçük kız küçüktü ama akıllıydı.Bir iğrenç lokma diğer büyük iğrenç lokmalardan onu korurdu.Küçük kız lokmayı yutarken içinden," birazdan denizde yüzeceğim, yorulunca sıcak kumlara uzanacağım,kovamla minik balıkları denizden toplayacağım" diye düşününce lokmayı daha kolay yuttuğunu farketmişti.Ama ertesi kahvaltıda yine de önce "hayır" demeyi deneyecekti.Bu, karşısındakine "istemiyorum ama şimdilik sana gücüm yetmiyor bir gün yetecek demekti.

Yıllar sonra kocaman bir küçük kız olabilseydi anlardı ki,bükemediğin bileği asla öpmeyeceksin.Bükemediğin bileği, en zayıf noktasından kıracaksın.Kıramazsan keseceksin.Kesemezsen yakacaksın.Yakamazsan yaktıracaksın,yok edeceksin veya ettireceksin.O bilek seni yok etmeden.

Küçük kız o gün deniz dalgalanmadan denize giremedi.
Bütün sabah, fırfırlı bikinisiyle sahilde oturdu.Sadece ayaklarını suya sokarak annesinin işlerini bitirip, deniz kenarına gelmesini bekledi.Kuraldı.Anne deniz kenarına gelmeden denize girilemezdi.Kıyıya vuran dalgalar giderek büyüdü. Ama annesi gelemedi bir türlü.Küçük kız sabırla bekledi annesini.Öğlene doğru annesi plaj sepeti kolunda, pembe rujunu sürmüş, siyah uzun saçlarına sarı bir bant takmış olarak kumsala havlusunu serdiğinde, denizde dalgalar iyice kabarmıştı.Küçük kız mutlulukla annesine koştu.Annesi "deniz dalgalı gözümün önünden ayrılmadan yüz " diye seslendi.Sonra plaj sepetinden kitabını çıkardı,Bafra sigarasını, o nefis uzun tırnaklı pembe ojeli parmaklarının arasına alarak havlusuna uzandı.Küçük kız annesine sarılarak öptü.O nefis kokuyu içine çekti."Anne kokuyorsun "yine dedi.Annesi gülümsedi.Ne güzeldi annesi ve ne güzel kokardı teni.
Küçük kız annesi kitabına daldığında dalgalara kavuşmuştu çoktan.

Küçük kız

Küçük bir genç kız.

Küçük bir genç kadın.

Küçük bir kadın.

Kocaman küçük bir kız.

Olamadan kavuştu denizine .
O yaz, öğleden sonra dalgalar onu aldılar.
Çünkü o, hiç büyümemeyi seçen akıllı, küçük bir kızdı.

Tuesday, May 02, 2006

Bir yaz sabahı.Küçük kız uyandı.Çok sık yaptığı gibi yine mayosuyla yatmıştı gece.Mayonun içinde kalan kumlar kuruyup yatağın içine dökülmüştü.Annesi kızacaktı.Küçük kız hiç de umursamadı bunları.Tuzlu sudan keçeleşmiş açık kumral saçları, güneşten iyice kül rengine dönmüş kaşları kirpikleri sapsarı olmuştu.Çocuk olmanın ayrıcalığının farkında, tadını özgürce çıkarmak istiyordu sorumsuzluğun.Dışarda gaz ocağının o güneşe karışan kokusu ne de hoş oluyordu, demlemiş çay kokusu ile karıştığında.

Fırfırlı poplin bikinisiyle kendisini pek de beğeniyordu.Hemen midye kabuklarından yapılmış kolyesini boynuna taktı.Gözlerindeki çapakları parmaklarıyla iyice temizledi.Saçlarını lastikli arap kızı tokasıyla tutturdu taramadan.

Kahvaltı sofrasına kuruldu.Hiç sevmediği reçel, yazın pek bir hoşuna gidiyordu. Tereyağ yiyemezdi.Ama sana yağının üzerine tuz ekerse annesi , o zaman zevkle yiyebiliyordu.Annesinin ters ters bakışlarına aldırmadı.Ne demek istediğini pek ala anlıyor ama aldırmıyordu.Çişi vardı,sallanıyordu.Bu konuda üstüne yoktu.Annesi :"git yüzünü iyice yıka,dişini fırçala, çişini de yap öyle otur sofraya" diye çıkışmasa daha en az bir saat tutabilirdi çişini.

İsteksizce çadıra girdi.Havluyu erkeklerin yaptığı gibi omzuna astı,sabunu, diş tozunu ve diş fırçasını alarak tuvaletlerin yolunu tuttu.İğrenç tadına karşın diş tozu onundu.Fuar'da Kızılay çekilişinden çıkmıştı.bir de üzerinde"......Fuarı "yazan madalyon kolyesi vardı ama onu geceleri takıyordu.Diş tozu onu ayrıcalıklı kılıyordu.Macunan farklı birşeydi.Köpürmezdi.Midesini bulandırıyordu ama kimsede yoktu.
Tokyolarının bir bantı kopmuştu, epeydir.Babası şehire inince alacaktı yedek bantı.Böyle küçük parmağı dışarıda kalıyor, arada bir ayağı burkuluyordu ama yedek bant konusunda acelesi yoktu.Niyeti annesine pembe takunyalar aldırmaktı topuklusundan.Arkadaşınınki çok hoştu.Yürürken şıkır şıkır ses geliyordu.

Tuvalette çok kuyruk vardı.Zaten hep öyle oluyordu.Ama o sallanarak ve mavi gözlerini süzerek bakınca mutlaka bir büyük sırasını ona veriyordu.Tahta tuvalet tam bir kabustu.Kocaman bir yanardağın ağzını andıran deliğinden aşağıya bakıldığında üzerinde at sinekleri dolaşan cıvık, katı,sarmal,uzun, renk renk kakalar fışkırmaya hazır fokurdayan lavları andırıyordu.Kendisinden yaşça daha küçük bir kız o delikten düşmüştü.Çok daha sonra hep o kızı düşündü.Unutulmaz bir iğrençlikte ne kötü bir anı olmalıydı.
Aleacele işini bitirip, kendisini o heladan dar attı dışarıya.O bir prensesti.Böyle iğrenç helalarda çiş yapmak hiç yakışır mıydı ona.Öpülmemiş bir kurbağası vardı.Biliyordu ki birgün öpecekti.O prensle, Peru'ya ve daha nice gizemli ülkelere gidecekti.Maceraların prensesiydi.Düşlerinde romantizmden çok çılgınlıklar vardı o yüzden.Hem, henüz ilk aşkı Spiderman sarıyordu bütün benliğini.Elbette o da bir Spiderwoman olmalıydı.Geleceği düşünemezdi şimdiden.

Sıra lavabodaydı.

Temizlik kuyruğunda kendisine kimse sıra vermezdi.Arkadaşları pijamalarıyla kuyruktaydılar. O fırfırlı bikinsiyle denize hazırdı.İçinde yılanların çiyanların dolaştığı pis bir depodan geldiği söylenen suyla temizlik yapamazdı elbette.O yüzden iğrenç suyu yüzüne şöyle bir sürdü.Dişlerini de fırçalamadı tabi.Havluyla kurulanırken yüzünde özellikle ıslaklık bıraktı ki,annesi temizlendiğine inansın.Kuyruktakiler muhabbette olduklarından farkına bile varmadılar kaytardığının.

İşlem tamamdı.

Ama çile şimdi başlıyordu.Uzun muhabbetli bir kahvaltı.Bu kadar neşeli ve muhabbetli olmak zorunda mıydılar sanki. Şu yemek ne saçma birşeydi.Sonrasında bulaşıklar ve çadır temizliği.Bitmek bilmez işler.Çarşaf gibi deniz, dalganırdı öğlene kadar ve o bunu hep kaçırıyordu annesi yüzünden.Annesi hayattan zevk almayı bilmezdi.Hep söylenirdi.Kumlardan şikayet eder,gaz ocağından şikayet eder,tulumbadan gelen kumlu suyu sevmez ,nefret ederdi çadır hayatından.Oysa kumlar, deniz ve güneş... sudaki balıklar, etekleri lacivert , mor biyelerle süslü deniz anaları... Bundan daha güzel ne olabilirdi ki.
DEVAMI VAR
(Küçük kız sonunda denizde)