KÜÇÜK KIRMIZI BALIK
Küçük kız üzerindeki kumları havluysuyla temizledi.Annesi çadıra dönmeden giyinmeliydi.Aksi takdirde duş almadığı için annesi azarlayacak ve hemen duşa gönderecekti.Oysa Küçük Kız denizin tuzunu teninde hissetmeyi seviyordu.Cildi gerginleştiren bu tuz, her zaman ona denize ait olduğunu,onun denizden gelen bir balık kız olduğunu hissetiriyordu.O bir denizkızıydı.Hem denizde, hem karada yaşayacaktı.Hem ayrıca da Karadenizin tuzu insanı rahatsız etmezdi,çünkü eskiden bir göldü ve tuz oranı bu sebeple düşüktü.Ayrıca çok fazla da tatlı su akıntısı vardı.Öyle söylemişti yakışıklısı.Üzerine pembe çiçekli poplin elbisesini geçirmişti.Aslında, belden büzgülü bu elbiseyi çok seviyordu.Ah, bir de annesi inat etmeyip, elbisenin altına şu çok kabarık gösteren jiponlardan giydirseydi.Küçük kız suratını astı.Annesinin "hiç doğal durmuyor" dediği, o kabarık jiponları bütün arkadaşları giyiyordu.Neyse, elbisesini bu haliyle de seviyordu.
Yatağın altından kendisine ait bavulu çekti.Çadırda yaşadıkları için herkesin elbisesi kendisine ait ufak bavullarda duruyordu.Bu herkesin özeliydi.Annesi bile asla düzenlemezdi.Herkes kendi bavulundan sorumluydu.Ablasının bavulu özenli ve alabildiğine tertipliydi.Annesinden hep övgü alırdı bu yüzden ablası.Küçük kız bu övgüleri hep kıskanırdı.Ahhh, ablası gibi olabilseydi keşke.Onbir yaşında bir büyük kadın gibi.Küçük kız ise düzen nedir bilmezdi.Hiçbir konuda aldığı bir övgü yoktu onun.Bu yüzden ailesinin onu sevmediğini düşünür terketmeyi planlardı bazen onları.Ağlarlar mıydı acaba onu bulamayınca.
Bavulun içi annesinin çıfıt çarşısı dediği türden dağınıktı.Aradığını bulmak kolay değildi.Neyse babasının ona fuardan aldığı beyaz kemeri buldu.Bu kemeri her elbiseye taktığı için ablası onu sürekli uyarıyor,yakışmadığını söylüyordu.Oysa Küçük Kız kemer takmayı çok seviyordu.Her elbiseye de yakışırdı bu kemer,ne vardı ki kızacak.Neymiş efendim küçük kız böyle giyinince ablası onunla gezmeye gitmekten utanıyormuş."Hıh,utanırsa gelmesin o zaman" diye geçirdi içinden küçük kız.Bavulunu karıştırırken, burnundan sular bavulun içine aktı.Bütün gün sürekli denize dalıp çıkmaktan burnuna, genzine sular doluyordu.Başını eğince de akıyordu.Küçük kız buna bayılıyordu.Bir süre suların akması için başını iyice eğdi.Bir de geceleri yatınca kulağından da, böyle ılıcak sular akardı yastığa. Hafiten de bir kulak çınlaması olurdu.küçük kız buna da bayılırdı.Denize ve suya dair ne varsa, bayılırdı zaten küçük kız.Abisi ve ablası kulaklarına kaçan bu sular yüzünden geceler boyu ağlamışlar,denize girmeleri yasaklanmış ve doktor doktor gezmişlerdi.Oysa küçük kıza hiçbirşeycikler olmamıştı bile.O farklıydı.Farklı olduğunun gereğinden fazla farkındaydı.Bu da onu bilmiş yapıyordu, büyümüş de küçülmüş gibi değildi, allahtan sevimliydi ama yine de bilmiş kızlar hiç sevilmezlerdi, bu yüzden kendini düzeltmeliydi. Böyle söylüyordu annesi onu ikaz ederken. Aynada saçlarını taradı.Tuzlu saçlardan tarak geçmiyordu ama üsten düzeltmek de yeterliydi.İçindeki düğümleri kimse görmüyordu ki.Hem incecik saçları böyle daha kabarık duruyordu.Keşke ablası yanında olsaydı da biraz daha kabarttırsaydı saçlarını.Ablası çok güzel krepe yapardı.Annesi hep saçlarını ablasına kabarttırırdı.Yalvarmalarına dayanamayıp, küçük kızın saçlarını da kabartırdı ara sıra.Annesi de :"sonra saçlarını açarken ağlıyorsun hem koca kafa olmak çocuklara hiç yakışmıyor" der ama gülümserdi hafifçe.Ahh, annesi bir de oje ve ruj sürmesine izin verseydi, diye geçirdi içinden.İyice esmerleşmiş yüzündeki çiller ve çakmak çakmak gözleri ile kendisini beğenerek süzdü.Herkes onu çok beğeniyordu.Gözlerinin rengine "okyanuslar gibi" demişti bir amca.En sonra usulca,sindiralla'nın cam ayakkabısı muamelesi yaptığı; üzeri minelerle işli pembe küçük takunyasını giydi.Bu takunyayı aldırmak için annesine az dil dökmemişti.Bütün arkadaşlarının takınyaları vardı, ama en son sahip olmasına karşın en güzeli onunkiydi.Birazcık ayağına büyük geliyordu ama annesi daha küçüğünün olmadığını, bu sene idare ederse seneye de kullanabileceğini söylemişti.Topukları üzerinde döndü ve dans etti bir süre."Unut sevme beniiii, beni beni " bu şarkı da çok modaydı, çok seviyordu.Şarkının sözlerini bildiği kısmını bir süre söyledi.Aaaa hatırladı kolyesini takmayı unutmuştu.Çadırın direğine asılı duran, minicik şeytan minarelerinin bir ipe dizili olduğu uzun kolyesini aldı.Boynuna doladı."Ay neredeyse unutacaktım" diye kendisine söylendi.Sonra çadırdan çıktı.Hava öğlenin sıcağından kurtulmuştu.Hafif bir esinti, güneşin kızdırdığı vücudunda tatlı, zevkli bir ürperti yarattı.Bu ürpertiye bayılıyordu.Hafif topuklu takunyalarıyla, çardağın yolunu tuttu. (devam edecek)
Yatağın altından kendisine ait bavulu çekti.Çadırda yaşadıkları için herkesin elbisesi kendisine ait ufak bavullarda duruyordu.Bu herkesin özeliydi.Annesi bile asla düzenlemezdi.Herkes kendi bavulundan sorumluydu.Ablasının bavulu özenli ve alabildiğine tertipliydi.Annesinden hep övgü alırdı bu yüzden ablası.Küçük kız bu övgüleri hep kıskanırdı.Ahhh, ablası gibi olabilseydi keşke.Onbir yaşında bir büyük kadın gibi.Küçük kız ise düzen nedir bilmezdi.Hiçbir konuda aldığı bir övgü yoktu onun.Bu yüzden ailesinin onu sevmediğini düşünür terketmeyi planlardı bazen onları.Ağlarlar mıydı acaba onu bulamayınca.
Bavulun içi annesinin çıfıt çarşısı dediği türden dağınıktı.Aradığını bulmak kolay değildi.Neyse babasının ona fuardan aldığı beyaz kemeri buldu.Bu kemeri her elbiseye taktığı için ablası onu sürekli uyarıyor,yakışmadığını söylüyordu.Oysa Küçük Kız kemer takmayı çok seviyordu.Her elbiseye de yakışırdı bu kemer,ne vardı ki kızacak.Neymiş efendim küçük kız böyle giyinince ablası onunla gezmeye gitmekten utanıyormuş."Hıh,utanırsa gelmesin o zaman" diye geçirdi içinden küçük kız.Bavulunu karıştırırken, burnundan sular bavulun içine aktı.Bütün gün sürekli denize dalıp çıkmaktan burnuna, genzine sular doluyordu.Başını eğince de akıyordu.Küçük kız buna bayılıyordu.Bir süre suların akması için başını iyice eğdi.Bir de geceleri yatınca kulağından da, böyle ılıcak sular akardı yastığa. Hafiten de bir kulak çınlaması olurdu.küçük kız buna da bayılırdı.Denize ve suya dair ne varsa, bayılırdı zaten küçük kız.Abisi ve ablası kulaklarına kaçan bu sular yüzünden geceler boyu ağlamışlar,denize girmeleri yasaklanmış ve doktor doktor gezmişlerdi.Oysa küçük kıza hiçbirşeycikler olmamıştı bile.O farklıydı.Farklı olduğunun gereğinden fazla farkındaydı.Bu da onu bilmiş yapıyordu, büyümüş de küçülmüş gibi değildi, allahtan sevimliydi ama yine de bilmiş kızlar hiç sevilmezlerdi, bu yüzden kendini düzeltmeliydi. Böyle söylüyordu annesi onu ikaz ederken. Aynada saçlarını taradı.Tuzlu saçlardan tarak geçmiyordu ama üsten düzeltmek de yeterliydi.İçindeki düğümleri kimse görmüyordu ki.Hem incecik saçları böyle daha kabarık duruyordu.Keşke ablası yanında olsaydı da biraz daha kabarttırsaydı saçlarını.Ablası çok güzel krepe yapardı.Annesi hep saçlarını ablasına kabarttırırdı.Yalvarmalarına dayanamayıp, küçük kızın saçlarını da kabartırdı ara sıra.Annesi de :"sonra saçlarını açarken ağlıyorsun hem koca kafa olmak çocuklara hiç yakışmıyor" der ama gülümserdi hafifçe.Ahh, annesi bir de oje ve ruj sürmesine izin verseydi, diye geçirdi içinden.İyice esmerleşmiş yüzündeki çiller ve çakmak çakmak gözleri ile kendisini beğenerek süzdü.Herkes onu çok beğeniyordu.Gözlerinin rengine "okyanuslar gibi" demişti bir amca.En sonra usulca,sindiralla'nın cam ayakkabısı muamelesi yaptığı; üzeri minelerle işli pembe küçük takunyasını giydi.Bu takunyayı aldırmak için annesine az dil dökmemişti.Bütün arkadaşlarının takınyaları vardı, ama en son sahip olmasına karşın en güzeli onunkiydi.Birazcık ayağına büyük geliyordu ama annesi daha küçüğünün olmadığını, bu sene idare ederse seneye de kullanabileceğini söylemişti.Topukları üzerinde döndü ve dans etti bir süre."Unut sevme beniiii, beni beni " bu şarkı da çok modaydı, çok seviyordu.Şarkının sözlerini bildiği kısmını bir süre söyledi.Aaaa hatırladı kolyesini takmayı unutmuştu.Çadırın direğine asılı duran, minicik şeytan minarelerinin bir ipe dizili olduğu uzun kolyesini aldı.Boynuna doladı."Ay neredeyse unutacaktım" diye kendisine söylendi.Sonra çadırdan çıktı.Hava öğlenin sıcağından kurtulmuştu.Hafif bir esinti, güneşin kızdırdığı vücudunda tatlı, zevkli bir ürperti yarattı.Bu ürpertiye bayılıyordu.Hafif topuklu takunyalarıyla, çardağın yolunu tuttu. (devam edecek)

0 Comments:
Post a Comment
<< Home