Wednesday, February 16, 2011

Ölüm

Bugün bir kadın daha öldü.Bir insan daha,bir yalnız daha.
Sevdiğim,saydığım bir insandı, fazla tanımasam da.
Bana ürküntü veriyor, kendi ölümüm düşüncesinden başkası.
Yakınlarımı kaybetmekten korkuyorum.Bu acıya katlanmaya mecbur olmaktan.Katlanamamaktan.Korkuyorum.

Saturday, February 12, 2011

BİRDENBİRE

Bacağını aldı,iki eli yardımı ile kaldırdı ve arabadan indi.Düzgün yürümeye çalışarak işinin yolunu tuttu.Bir süredir ağrıları giderek artıyordu.Yeniden ameliyat derlerse bunu kaldıracak ne ruh hali ne de ekonomik gücü vardı.Ama kemiğindeki o inceden yanma iyiye işaret değildi.Köprüden geçerken durup ırmağı seyretmeyi bırakmıştı artık.Havanın nemli soğuğu içine işliyordu.Köprüde vakit geçirmeden kendini işine atmalıydı.Zaten artık ırmağın uğultusu bile o kadar ilgisini çekmiyordu.Çamurlu akan su, yukarılarda yağmur yağdığını anlatıyordu.Dağlarda kar vardı fakat, su ancak yağmur yağarsa çamurlanıyordu.
Daireden içeri girdi,üstünü bile çıkarmadan kahveyi koydu,klimayı açtı.İçerisi havasızdı ama,pencerelerin mekanizması bozuktu ve açamıyordu.Klima hem havayı temizliyor,hem de ısıtıyordu.Köylülerin çamurlu ayaklarından yerler yine berbattı.Üzerini çıkardı.Kahvesini koydu.Sigarasını yaktı.Kimse gelmeden ortama alışmaya çalıştı.Hala uyum sağlayamamıştı.Çok zorlanıyordu.Bilgisayarı açtı.Çantadan telefonunu ve cüzdanını çıkardı.Para çekmecesine biraz para koydu.Bakkal gibi hissediyordu bazen kendisini.Cep telefonuna baktı,ne mesaj,ne cevapsız arama vardı.Mailerine açtı.Mail gönderme adeti de yoktu ama yine de baktı.Bir sürü abuk sabuk mail vardı; ondan, bundan,şundan.
Beklediği mail yoktu.Bir özür,bir sıcaklık.Yoktu.Zaten mail yazmazdı.Telefon açardı.O da yoktu.

Kalktı.Camdan meydana baktı.Kendini kovulmuş hissediyordu.Kullanılmış ve "hadi bakalım bak başının çaresine" diye postalanmış.

İsyan etmeseydi,"nereye kadar böyle devam edecek" demeseydi, her şey yolundaydı.
Sevgiden söz eden, ona zalim davranmıştı.Bu muydu sevgi.Sevdiğinin hırpalanmasına göz yummak mı?Kılını bile kıpırdatmamak mı?Sebep sensin diye suçlamak mı?

Oradayken her şeyden herkesten kıskanırken,burada kıskanmamak mı?Esirgememek mi? "Burada da erkek var.Hem de burnumun dibine giriyorlar.Ama asıl konu buradakilerin benim standardımda olmaması.Tehlike yok. Bu sebeple sorun yok.Kıskanılacak erkek yok.Çünkü hiç biri benim dengim değil.Bunun rahatlığı var herhalde" diye geçirdi içinden."Yani ben onların hiçbirisini beğenmem. Risk ortadan kalkmış oluyor böylece" diye gülümsedi.

Erkek bir kadının varlığını kendine güvence seçebilir.Ama kadın bir erkeğin desteğini hissetmek isterse ayıp eder,zayıflık eder.Birdenbire sevgi biter.Birdenbire gurur öne çıkar.Birdenbire kadına haddinin bildirilmesi için harekete geçilir.Ceza kesilir,infaz ertelenmez,geciktirilmez.Yargılamadan asılır.

Eşitlik,demokrasi,özgürlük, paylaşım,özveri.Niçin başka hiçbir kadından beklenmeyen davranış,bu kadından bekleniyordu. Niçin bu kadın diğer normal kadınların tepkilerini verince anormal sayılıyordu, ayıp sayılıyordu, onur kırıcı sayılıyordu, erkekliğe hakaret sayılıyordu.Niçin?

Niçin en lüks yerlere götürüldüğü,en iyi hayatların yaşatıldığı başına kakılıyordu.Gerçekten çok mu lüks bir yaşam sunulmuştu da, kadın değerini bilememişti.Kadın çok mu para harcatmıştı?Hep almış,hiç vermemiş miydi? Hiç paylaşmamış mıydı? Nasıl tıkanmış,nasıl bunalmış,nasıl yorgun düşmüştü oysa.

"Aslında belki de hiç dile getirmemeliydim bazı şeyleri.Kendi sahte mutluluğum için bunu yapmalı, bir oyunu kurallarıyla oynamalıydım. Sahte de olsa içine ettim belki de her şeyin.O zaman beni nasıl ve kim suçlayabilecekti?Haklı bir sebep hiç doğmayacaktı.Şimdi ise anlayışsız ve şirret oldum.Döne, döne aradığım, yerli yersiz özür dilediğim için de gurursuz." diye düşündü.

Sonra Kadın: "boş ver" dedi."Sen dayan.Tek başınasın.Tek başına olduğunu farzet.Yalnızlık özgürlüktür.Yaşamak için yine mücadele edecektin,çalışacaktın.Evini,memleketini bırakıp gitmek gerekiyorsa, gidecektin.Başarılı olamasan da, o çok sevdiğin mesleğini terk etmek zorunda kalacaktın.O koridorları,salonları,dosyaları,o binaların tozunu artık içine çekemeyeceksin. Buna neyin,kimin,nasıl sebep olduğunun önemi yok.Nasılsa o sebebin sorumlusu sen tutuluyorsun.Sen kimseyi suçlama bari.İleride bu günleri hatırlayınca bir kabustan uyandığına sevinecek ve şükredeceksin.O zaman da yalnızsın, ama o zaman tek başına olmayacaksın.Kendinle olacaksın.

"Ve ben bu şehirden çekip giderim, bir nehir akıp gider...."

Monday, February 07, 2011

Defne Joy

"Kendi Filmimi Yönetmek İstiyorum" diye yazdığım yazıyı sana gönderiyorum uçuk kız.Bambaşka sebeplerle yazılmış da olsa.Şu sıralar sana daha uygun gibi geldi bana.

Friday, February 04, 2011


Kadın tünele girince sımsıkı kapattığı gözlerini açtı.Bir jeep karşı apatmanın ufacık garajına hızla girdi.İçinden uzun sarı saçlı bir kadın telaşla indi.Aracın içinden, alış-veriş torbalarını dışarıya aldı telaşla.Aracın kapısını kapadı ve yerden torbaları yüklendi. Hızla apatman girisine doğru topallayarak yürümeye başladı.Sonra durdu, torbaların bir kısmını yere bıraktı,ceplerini yokladı,çantasını kurcaladı sonunda arabanın alarmını buldu ve alarmı kapattı.Tekrar torbaları yerden aldı ve yine topallayarak apartman girisine yöneldi.torrbaları bırakmadan kapıyı açmaya çalıştı beceremedi,zile bastı güçlükle ama kapı bir türlü açılmadı.Tekrar torbaların bir kısmını yere bıraktı.Kapıyı açtı.Ayağını araya koydu, torbaları yüklendi.Tam anlamıyla devrile yıkıla,oraya buraya çarparak içeri girdi.Ardından kapı sertçe kapandı.
Mutfak camından içeriye doğru bakınca tüneldeki kadın; bu kez kadının mutfağa girdiğini topbaları yere bıraktığını gördü.kadınla birlikte gözleri salonun penceresinden içeriye süzüldü.Kadın da salondan içeriye süzülüyordu o anda çünkü.Kadın pencereye doğru yaklaştı ve eğildi.Bir süre o vaziyette kaldı.Pencereden ne yaptığı tam da görülemiyordu.Sonra gülerek doğruldu.Elinde bir el vardı ve öpüyordu neşeyle.Sonra eli bıraktı. Bu kez yana doğru seyirtti, elini hafifçe eğilerek bir yere uzattı.Biraz sonra dansetmeye başladı. Plak koymuştu pkaba galiba.Odadan dans ederek döne döne gülümseyerek mutfağa geçti tekrar. Eğildi torbaları boşaltmaya başladı.Bir şarap şişesi geldi eline. Sonra çekmeceyi açtı.Tirbuşonu çıkartı.Muhtemelen az önce pkaba koyduğu plağa eşlik ederek, şarabı açtı.Kadın hem neşeyle şarkı söylüyor, hem de bardağı dolduruyordu.Şarabından bir yudum aldı.Camın önüne geldi dışarıya baktı.Dışarıya baktı.Dışarıya baktı.Epeyce uzun baktı.Şarabından bir yudum daha aldı.Yüzünde biraz acı,biraz keder,biraz endişe vardı gibi geldi sanki, tünelden bakan kadına.Sonra kadın bir sigara yaktı.Tekrar şarkıyı mırıldanmaya başladı.Sesini gittikçe yükseltmeye başladığını hissediyordu izleyen kadın.Dudaklarını okumaya başladı, bu şarkıyı biliyordu.Hani şu Ajda Pekkan'ın söylediği:
"...Mantığım duygularım birbiriyle savaşır
Bilmem ki en sonunda kim kazanır
Günü gününe uymayan
Aradığını bulamayan
Her zaman kaybeden ben miyim yoksa ...."
Kadın bu hüzünlü gibi şarkıyı, çok da hüzne kapılmadan ciddi bir ifade ile söyledikten sonra, birden neşelendi ve tekrar dansetmeye başladı.Görüntüsü öylesine komikti ki, tüneldeki kadın da güldü onun bu haline.Belli ki müzik neşeli bir parçaya geçmişti.Kadın camın önünde bir taraftan birşeyleri yıkayarak,bir taraftan kendini şarkıya iyiden iyiye kaptırarak arada bir camdan dışarıya dalarak, atlayarak sonra geri sararak,iş yapıyordu."Bu onun akşam yemeği ritüeli" diye geçirdi içinden kadın.Topallayarak yürüyen, her gece işten evine geç dönen, süratle evine süzülen ve şarkı,şarap eşiliğinde yemek hazırlayan bir kadın.
Bu durumu onun mutluluğuna mı, yaşamla savaşına mı,içindekileri örtbas etmeye çalışma gayretine mi yormalı.Ama kadın yapıyordu işte.
Tren tünelden ansızın çıktı.Kadın hemen gözlerini kapadı.

Tuesday, February 01, 2011

FRİDA VE DİEGO


Kadın içinden bir terslik olmasın diye yakardı.Çünkü bu şehre her geliş,hesaplamadığı tersliklere gebeydi.Sonuçta kısacık zamana hiçbirşey sığdıramadan dönüyordu ve bir daha asla gelmemeye yemin ediyordu.
Saate baktı 17:00 olmuştu.Ezan okunuyordu.Arasıra karla karışık yağan kar için bugün köylü bir kadın çok güzel bir ifade kullanmıştı.Aklına geldi ve gülümsedi."Karla karmankarışık yağmur yağıyi" Tekrarladı ve sesli güldü bu kez de.Sırtı çok ağrıyordu.Verimsiz bir gündü kendi için,kasa için ise bereketsiz.
Frida ve Diego.
Kaşlar ve bıyık.Bir ressam estetik kaygılardan uzak olabilir mi?Uzak değil ki zaten.Gerçeklik mi bu? Gerçekçilik mi? Tüyleri almayı kim akıl etmiş acaba ve niye?
Frida ve Diego.
Çok şişman ve iri aslında.Uyumsuzluğun uyumu olur mu?
"Bir dahi, beyaz atlı prensten daima daha iyidir" demiş mi, dememiş mi? Demişse iyi demiş,doğru demiş.
Beyaz atlı prensten çocuk yapmaktansa, dahiden yapmayı tercih ederim" demiş mi, dememiş mi? Demişse iyi etmiş.Her kadın demeli.
Frida ve Diego.
Diego, Frida için "şu kaşlarını ve bıyıklarını alsa iyi olurdu aslında" diye içinden de olsa demiş midir, dememiş midir?
Frida, Diego için "şu koca göbeğini eritseydi,sadece sempatik değil, yakışıklı bile sayılacaktı" demiş midir dememiş midir?
Dahi olmak,üretmek,yaratmak, estetik mi yeterince?Yakından tanıyınca insan kusurları görmez mi,görmezden mi gelir,kusur saymaz mı veya kusur'un çekiciliğine mi kapılır.
Acaba kusuru için mi seçer, kusuru olmak bir farklılık ve farkındalık mı yaratır insanda ve karşısındakinde yoksa?

-"Seni seviyorum çünkü kusurlusun,sıradışısın bu yüzden. Ben sıradışı olan birini isterim."
-"Kusurlu olduğun için seni seviyorum.Kusurlu olman bana benim kusurlarımı göstermiyor aslında.Aramızda diğerlerinde olmayan bir uyumu yakalıyoruz böylelikle."Bizim dışımızda herkes, diğer oluyor.
-"Kusurlarına rağmen seni seviyorum.Onları görüyorum,kabul ediyorum.Benim sevgimdir seni güzel ve farklı kılan. Seni beklentisiz seviyorum.Sevdiğim için seviyorum.Nedensiz,niçinsiz."

Çünkü mü?
İçin mi?
Rağmen mi?

İnsan hangisini tercih eder?

Frida ve Diego.
Umarım, görürüm.
Sanırım, bu soruları o zaman sormam.
Biliyorum, çok mutlu ayrılacağım.

Eminim, eğer gidebilirsem.
Saat 17:30 toparlanmalı.