ACHELİA

Birkaç saat sonra havalanında mutluluk var,kucaklaşma var,gülücükle karışık gözyaşı var.
Bense burada o anı kaçıracağım.Zaten ya hep kaçırırım güzel anları,yada ucundan yakalarım tam kaçmak üzereyken.Yetişememe korkusu ile, hep bir telaş ve panik içinde.
Şu "günü yaşa","yaşamı yakala" ,"aman da sakın bırakma","asla vaz geçme", "yeniden başla" sloganları, özellikle internetin daha da yaygınlaştırdığı günümüzün zırvaları insanı daha bir kötümser yapıyor aslında.
Zaten öyle veya böyle nasıl yaşanması gerekiyorsa, yaşanıyor hayat.Sıradanlaşmamak uğruna,farkındalık uğruna bu panik, bu heyacan ,bu telaş niye ki? Geçen gün bebeğimin "Karakutu" da yazdığı gibi; aslında böyle yaparak sıradanlaştırmıyor muyuz yaşamı veya yapaylaştırmıyor muyuz? Yani şu sıralar en çok çalışmam gereken bir dönemde günü kaçırıyorum, yarına ölebilirim, veya sevdiklerimi yarın kaybedebilirim(allah korusun)düşünceleriyle sorumluluklarımı bir kenara mı itmeliyim. İkisi bir arada her zaman olmuyor ki.Belki de geçmişte bunun ayarını kaçırdığım için bugün bu haldeyimdir,kimbilir?
Dağdaki çoban bile hiç de küçümsenmeyecek bir sorumluluğu üstleniyor.Yaşam böyle.Ekonomide bize ilk öğretilen "Kıtlık kavramı" na göre; "ihtiyaçların sınırsız,kaynakların ise sınırlı olduğu" değil miydi?
Ben şimdi öğreniyorum iktisadı.Kaynaklarım sınırlı,ihtiyaçlarımın da öncelikle fiziksel olanlarını gidermekle meşgulüm.Ama biliyorum, fiziksel ihtiyaçlarım giderilince, bir üst sıraya çıkacağımı ve yine ihtiyaçlarımın sınırsız, kaynaklarımın ise sınırlı olacağını.(*)
O yüzden kendime günü kaçırma, ailen orada sen burada diyemiyorum.
Elbette içim kalıyor,canım yanıyor.Kaçırdığının farkında olmak,bilmek,istemek yetmiyor,hatta daha da sinir bozuyor.Ama birgün sıra ona da gelecektir mutlaka.Piramidin en altında olmak yukarıya çıkmayacağım anlamına gelmiyor.O zaman da bir üst basamak için sızlanacağım belki de.Ama sızlanmayabilirim de.Çünkü imkanlarıma ve alt yapıma göre bir zamanlar kendi zirveme ulaşmıştım.Düşmemeyi ve adam gibi inmeyi başaramadım.Şimdi, kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunu biliyorum.Kaybetmenin bir yenilgi olmadığını da.
Yaşamında sevdiklerinin ölümünden başka kayıp yoktur.Kimileri girerler veya çıkarlar.Ölmedikleri sürece sorun yok.Ölüm tam anlamıyla bir yitirmedir.Geri dönüşsüz.Beni bir tek bu üzer.Bir tek bu yüzden çok sevdiklerime sımsıkı yapışırım.Kolay kolay çıkaramam yaşamımdan, bırakamam.
Şimdi yaşama tutunmak zorundayım.İşte tam da bu yüzden bir başucu kitabıdır "Robinson Crusoe"
Ve hep söylediğim gibi kabul etmeliyim, olduğu gibi.Sloganların motivasyonuna ihtiyacım yok.Kendi gerçeklerim beni yeterince tetikliyor.
Şimdi havalanına doğru uçuyorum.Haftaya Perşembe ancak varırım.O zaman kucaklaşırım.O zaman sarmaş dolaş olurum.Yakında öleceğimi de bilsem, bugün karnımı doyurmam gerek.Karnımı doyurmam için de çalışmalıyım.
Birgün benim adamın yakınlarından da bir gemi geçecektir.Gemiyi düşünmek için; vaktim bol. İşten eve dönerken kulağımdaki müziğin eşliğinde camdan dışarı bakarken, geceleri yatağa yatıp gözümü tavana diktiğimde.Hangimiz kağıttan kayıkla okyanusa açılmadık ki.
Hem 28 Ekim'e ne kaldı, şunun şurasında.
Hoşgeldiniz çocuklar!
Kucaklıyorum sımsıkı ve öpüyorum şapur şupur yanaklarınızdan.
(*)Maslow; İhtiyaçlar hiyerarşisi.


