Kendi Filmimi Yönetmek İstiyorum

Sınırları çizmeyi bilmek gerek.Hem de çok keskin çizgilerle.Karşıdakinin sizi anlamasını beklemek nafile.Kimse anlayamaz.Bu çocuğunuza vermeniz gereken en temel bilgi.Hayır diyebilmenin önemini ona iyice belletmelisiniz.Hayır diyebilmek eğitimle ve çok tekrar yapmayla mümkün.
Kaybedileceklerin, bu kelimeyi yerinde kullanamadığı takdirde daha çok olduğunu farketmeli iş işten geçmeden.Çünkü öyle bir zaman geliyor ki bu HAYIR'ı çok da yerli yerinde kullansanız bile, geç olabiliyor. Karşınızdaki sizi anlayışsızlıkla, fedakar olmamakla, özveri göstermemekle, duyarsızlıkla suçlayabiliyor.Hatta çoğu kez, bunu sepete koyup, yıllar sonra tüm kötülüklerini, acıtmalarını, bu HAYIR üzerine inşa edebiliyor.Sizi anlayışsızlıkla suçlayabiliyor,kıymet bilmemekle de.İntikam duygularıyla besleyip, büyütebiliyor.
Daha sonra günü geldiğinde, sizi en can alıcı noktalarınızdan yaralayabiliyor. Kararlı davranıp HAYIR'ları devam ettirebilseniz bile, karşınızdaki kişinin size bakış açısını değiştiremiyorsunuz artık.
Siz geçmişteki, gerektiği halde HAYIR demediğiniz bir çok anıyı hatırlatmaya çalışınca da birşey değişmiyor.
Bu durum ailenize karşı da böyle, yaşamınıza girip çıkan arkadaşlarınıza karşı da böyle.
Keşke kendi yaşamımızın yönetmeni olabilsek. Senaryo çok önceden yazılmış olsa da ,belli olsa da, içeriğine hiç dokunamasanız da, bir film yönetmeni gibi şekillendirebilseniz.
Acı ile acıklı arasındaki fark gibi.Acıyı siz hissedersiniz.Acıklı başkalarının bakış açısına göre belirlenir. Eğer kendi filmimizin yönetmeni olabilsek, olaylar hem kendimize acı gelmez, hem de başkalarına.
Kendi yaşam öykümüzün yönetmeni olsak, hikayemizi dilediğimiz gibi yansıtabiliriz kendimize ve dışarıdakilere.Aslında bir trajediyi yaşarken, komedi gibi algılayabiliriz ve yansıtabiliriz.Hatta komedi fazla ileri aşama olabilir, normal ve sıradan hale getirebilmek bile yeterli.Başkaları da bizim gibi olağan karşılar, daha ileri gidip te başarırsak komediyi, bu kez de kahkahalarla gülebilir.
Dünyanın en kaderci insanı bile olsak, alınyazımıza katlanabiliriz, hayıflanmak yerine.Gözyaşlarımız, kahkahalarımız yüzünden dökülür.
Bir film izlemiştim.Yönetmenin bakış açısına, yorumlayışına hayran kalmıştım. Öyle bir film di ki: kızın evleneceği adam nikah günü ilk kez gördüğü ve kendinden oldukça yaşlı olan kızın annesine aşık oluyordu. Kadına acayip yapışıyordu,bir an görmek, yakınlaşmak için yapmadığı şey yoktu.Kızın anneannesi, sonradan lezbiyen olmayı seçmişti.Bir kadınla evli gibi yaşıyordu.Babası üç kağıtçı berbat bir avukattı ve kendinden çok geçn biz kızla birlikteydi.Annesi, uçuk bir kadındı ve bir adada kendinden çok genç yerli bir zenciyle aşk yaşıyordu...Daha bir sürü toplumsal aşırılık vardı.Her biri bir cinayet için hafiletici sebepti.Ama yönetmen bunu öyle yumuşacık ,öyle tatlı bir dille anlatıyordu ki; herkes gülmekten kırılıyordu salonda izlerken.Filmin sonu çok mutlu bitiyor,herkes herşeyi doğal kabul ediyordu.Gülerek çıkyırdunuz sinemadan.Filmin sonundaki küçük kız,arkadaşına "şu, benim hem anneannem hem cici annem diye anlatabiliyordu.Anneanne ise; "hem torunum, hem üvey kızım diyebliyordu" Filmde kimin eli kimin cebinde belli değildi.Yaşamda hep böyle garip aşk hikayeleri veya ilişkiler yok.Yaşam bunlardan ibaret de değil.Yine de aslında çok düz gibi görünen çok daha sıradışı ve çok daha karmaşık gerçek yaşam hikayeleri de var. Ama sonuçta, her konuda galiba hepimiz biraz öyleyiz, biraz da böyle. sanırım kendi filmimizin yönetmeni olamadığımız için hep sadece böyle olmak zorunda kalıyoruz.Dışarıdan müdahalelere hayır diyemiyoruz.Tepkilerden korkup,dürüstçe düşüncelerimiz söyleyemiyoruz.Bakış açılarımızı başkalarının tepkilerine göre biçimlendirmeye gayret ediyoruz.
Başkasının acısını paylaşmak daha kolaydır, mutluluğunu paylaşmaktan.Bize acıklı gelir çünkü. Acıda empati yapmak kolaydır.Pek çok sebep bulabiliriz.Mesela; sevdiğimiz bir kişidir, o yüzden acısını hissedebiliriz. Kendimizi onun yerine koyup kendimize ağladığımız da olur kimi zaman. Bazen aynı acıyı daha önce yaşamış da olabiliriz.O yüzden bize çok acıklı gelebilir.Genellike de ona üzülürken, içimizden şükrettiğimiz, bizim başımıza gelmemesi için dua ettiğimiz de olur. Aslında üzüldüğümüz kendimizdir.Birden çok sebep bulabiliriz acıyı paylaşırken.Mutluluğu paylaşmak bu yüzden zordur.Başkası için mutlu olmak çok zordur.İçine özlem girer, haset girer, kıskançlıklar girer, pişmanlıklar girer, kıyaslar girer. Samimiyeti yakalamak çok zordur, iyi düşünmek için zorladığımız, kendimize yakıştıramadığımız ve adlandıramadığımız duygularımız bile olur bazen.Hatta bu duygularımıza engel olmaya çalıştığımız halde karşı tarafa bunu hissettirdiğimiz bile olur. En acı günlerinizde size destek olan ama, sizin mutluluğunuza sevinemeyen birisinin acısına üzülmek daha kolaydır bu yüzden.Kalpten üzülürsünüz.Herşey vardır o üzüntünün içinde.
Yaşamda acılar da var.Hastalıklar,ölümler de. Hepsi katlanabileceğimiz şeyler.Öyle olmasa, böyle de olabilir. Evlat acısı dışında katlanamayacağımız hiçbir acı yok gibi.Daha bugün en yakın arkadaşımın gözyaşları telefonun diğer ucundan yüreğime aktı.O filmi yönetmek belki de hiçbir yönetmenin başaramayacağı birşey.
Ama kimbilir belki yönetebileceğimiz başka filmler de vardır. Pek çoğumuzun elinde böyle senaryolar da. Ama herkes yönetmen olamıyor. Bu yeti pek çoğumuza kendi filmimiz için verilmemiş.
Yaşamımdaki terslikleri acı ve acıklı olmaktan çıkarabilecek bir film yönetmeni olmayı isterdim.
Keşke...

0 Comments:
Post a Comment
<< Home