Saturday, September 17, 2011

Zavallı

Bu saatte bu şehirde yapacak hiçbirşey yok.Televizyonda yaşları geçkin insanlara ait bir komedi film var.
Saçma sapan bir aşk filmi.Aşk,yaşlılara yakışmayan birşey, buna karar verdim.Gençler içindir aşk.
Bu duygu ne kadar çabuk körelirse o kadar iyi.
Filmde adamın bir sözünü çok beğendim: "hiçbirşey iyiye doğru gelişmez".Buradayım.Gelişen tek şey üzerimde giderek artan sorumluluk.Biri bitmeden diğeri artıyor.
Zaman hızla geçiyor.
Bugün bir seminerdeydim.Yeni bir başlangıç yaptığım işe dairdi.Kendimi çok kötü hissettim.Gençlerin büyük heveslerle,büyük çabalarla girmeye çalıştığı bir alanda eciş bücüş başarısızlar gürühunu gördüm sadece.Ne kadar döküntü,şekilsiz ve beceriksiz insan varsa biraradaydı.Biraradaydık.Kendimi niye ayırayım?Neydi ki benim özelliğim onlardan beni farklı kılan?Hiçbirşey.Hiçbirşey.Yaşamımda neyi başarmıştım ki.Ayrıcalıklı olduğum bir alan var mıydı?
Ben kocaman bir hatalar yumağıyım.Tek başarım bu yumağı giderek büyütmek.
Oysa dünyanın hatta bu ülkenin bir yerinde bir kaç insan belki de şu anda ay ışığının altında kadeh kaldırıyor.Belki birileri gitar çalıyor.Birileri dans ediyor.Birileri hep bir ağızdan şarkı söylüyor.

Bugün kendimin ve bebeğimin yalnızlığı ve mutsuzluğu dışındaki mutsuzları bilmek,aklıma getirmek istemiyorum.
Bugün dünya sadece benim etrafımda dönüyor.
Ve ben gerçekten bugün çok mutsuzum.

Wednesday, February 16, 2011

Ölüm

Bugün bir kadın daha öldü.Bir insan daha,bir yalnız daha.
Sevdiğim,saydığım bir insandı, fazla tanımasam da.
Bana ürküntü veriyor, kendi ölümüm düşüncesinden başkası.
Yakınlarımı kaybetmekten korkuyorum.Bu acıya katlanmaya mecbur olmaktan.Katlanamamaktan.Korkuyorum.

Saturday, February 12, 2011

BİRDENBİRE

Bacağını aldı,iki eli yardımı ile kaldırdı ve arabadan indi.Düzgün yürümeye çalışarak işinin yolunu tuttu.Bir süredir ağrıları giderek artıyordu.Yeniden ameliyat derlerse bunu kaldıracak ne ruh hali ne de ekonomik gücü vardı.Ama kemiğindeki o inceden yanma iyiye işaret değildi.Köprüden geçerken durup ırmağı seyretmeyi bırakmıştı artık.Havanın nemli soğuğu içine işliyordu.Köprüde vakit geçirmeden kendini işine atmalıydı.Zaten artık ırmağın uğultusu bile o kadar ilgisini çekmiyordu.Çamurlu akan su, yukarılarda yağmur yağdığını anlatıyordu.Dağlarda kar vardı fakat, su ancak yağmur yağarsa çamurlanıyordu.
Daireden içeri girdi,üstünü bile çıkarmadan kahveyi koydu,klimayı açtı.İçerisi havasızdı ama,pencerelerin mekanizması bozuktu ve açamıyordu.Klima hem havayı temizliyor,hem de ısıtıyordu.Köylülerin çamurlu ayaklarından yerler yine berbattı.Üzerini çıkardı.Kahvesini koydu.Sigarasını yaktı.Kimse gelmeden ortama alışmaya çalıştı.Hala uyum sağlayamamıştı.Çok zorlanıyordu.Bilgisayarı açtı.Çantadan telefonunu ve cüzdanını çıkardı.Para çekmecesine biraz para koydu.Bakkal gibi hissediyordu bazen kendisini.Cep telefonuna baktı,ne mesaj,ne cevapsız arama vardı.Mailerine açtı.Mail gönderme adeti de yoktu ama yine de baktı.Bir sürü abuk sabuk mail vardı; ondan, bundan,şundan.
Beklediği mail yoktu.Bir özür,bir sıcaklık.Yoktu.Zaten mail yazmazdı.Telefon açardı.O da yoktu.

Kalktı.Camdan meydana baktı.Kendini kovulmuş hissediyordu.Kullanılmış ve "hadi bakalım bak başının çaresine" diye postalanmış.

İsyan etmeseydi,"nereye kadar böyle devam edecek" demeseydi, her şey yolundaydı.
Sevgiden söz eden, ona zalim davranmıştı.Bu muydu sevgi.Sevdiğinin hırpalanmasına göz yummak mı?Kılını bile kıpırdatmamak mı?Sebep sensin diye suçlamak mı?

Oradayken her şeyden herkesten kıskanırken,burada kıskanmamak mı?Esirgememek mi? "Burada da erkek var.Hem de burnumun dibine giriyorlar.Ama asıl konu buradakilerin benim standardımda olmaması.Tehlike yok. Bu sebeple sorun yok.Kıskanılacak erkek yok.Çünkü hiç biri benim dengim değil.Bunun rahatlığı var herhalde" diye geçirdi içinden."Yani ben onların hiçbirisini beğenmem. Risk ortadan kalkmış oluyor böylece" diye gülümsedi.

Erkek bir kadının varlığını kendine güvence seçebilir.Ama kadın bir erkeğin desteğini hissetmek isterse ayıp eder,zayıflık eder.Birdenbire sevgi biter.Birdenbire gurur öne çıkar.Birdenbire kadına haddinin bildirilmesi için harekete geçilir.Ceza kesilir,infaz ertelenmez,geciktirilmez.Yargılamadan asılır.

Eşitlik,demokrasi,özgürlük, paylaşım,özveri.Niçin başka hiçbir kadından beklenmeyen davranış,bu kadından bekleniyordu. Niçin bu kadın diğer normal kadınların tepkilerini verince anormal sayılıyordu, ayıp sayılıyordu, onur kırıcı sayılıyordu, erkekliğe hakaret sayılıyordu.Niçin?

Niçin en lüks yerlere götürüldüğü,en iyi hayatların yaşatıldığı başına kakılıyordu.Gerçekten çok mu lüks bir yaşam sunulmuştu da, kadın değerini bilememişti.Kadın çok mu para harcatmıştı?Hep almış,hiç vermemiş miydi? Hiç paylaşmamış mıydı? Nasıl tıkanmış,nasıl bunalmış,nasıl yorgun düşmüştü oysa.

"Aslında belki de hiç dile getirmemeliydim bazı şeyleri.Kendi sahte mutluluğum için bunu yapmalı, bir oyunu kurallarıyla oynamalıydım. Sahte de olsa içine ettim belki de her şeyin.O zaman beni nasıl ve kim suçlayabilecekti?Haklı bir sebep hiç doğmayacaktı.Şimdi ise anlayışsız ve şirret oldum.Döne, döne aradığım, yerli yersiz özür dilediğim için de gurursuz." diye düşündü.

Sonra Kadın: "boş ver" dedi."Sen dayan.Tek başınasın.Tek başına olduğunu farzet.Yalnızlık özgürlüktür.Yaşamak için yine mücadele edecektin,çalışacaktın.Evini,memleketini bırakıp gitmek gerekiyorsa, gidecektin.Başarılı olamasan da, o çok sevdiğin mesleğini terk etmek zorunda kalacaktın.O koridorları,salonları,dosyaları,o binaların tozunu artık içine çekemeyeceksin. Buna neyin,kimin,nasıl sebep olduğunun önemi yok.Nasılsa o sebebin sorumlusu sen tutuluyorsun.Sen kimseyi suçlama bari.İleride bu günleri hatırlayınca bir kabustan uyandığına sevinecek ve şükredeceksin.O zaman da yalnızsın, ama o zaman tek başına olmayacaksın.Kendinle olacaksın.

"Ve ben bu şehirden çekip giderim, bir nehir akıp gider...."

Monday, February 07, 2011

Defne Joy

"Kendi Filmimi Yönetmek İstiyorum" diye yazdığım yazıyı sana gönderiyorum uçuk kız.Bambaşka sebeplerle yazılmış da olsa.Şu sıralar sana daha uygun gibi geldi bana.

Friday, February 04, 2011


Kadın tünele girince sımsıkı kapattığı gözlerini açtı.Bir jeep karşı apatmanın ufacık garajına hızla girdi.İçinden uzun sarı saçlı bir kadın telaşla indi.Aracın içinden, alış-veriş torbalarını dışarıya aldı telaşla.Aracın kapısını kapadı ve yerden torbaları yüklendi. Hızla apatman girisine doğru topallayarak yürümeye başladı.Sonra durdu, torbaların bir kısmını yere bıraktı,ceplerini yokladı,çantasını kurcaladı sonunda arabanın alarmını buldu ve alarmı kapattı.Tekrar torbaları yerden aldı ve yine topallayarak apartman girisine yöneldi.torrbaları bırakmadan kapıyı açmaya çalıştı beceremedi,zile bastı güçlükle ama kapı bir türlü açılmadı.Tekrar torbaların bir kısmını yere bıraktı.Kapıyı açtı.Ayağını araya koydu, torbaları yüklendi.Tam anlamıyla devrile yıkıla,oraya buraya çarparak içeri girdi.Ardından kapı sertçe kapandı.
Mutfak camından içeriye doğru bakınca tüneldeki kadın; bu kez kadının mutfağa girdiğini topbaları yere bıraktığını gördü.kadınla birlikte gözleri salonun penceresinden içeriye süzüldü.Kadın da salondan içeriye süzülüyordu o anda çünkü.Kadın pencereye doğru yaklaştı ve eğildi.Bir süre o vaziyette kaldı.Pencereden ne yaptığı tam da görülemiyordu.Sonra gülerek doğruldu.Elinde bir el vardı ve öpüyordu neşeyle.Sonra eli bıraktı. Bu kez yana doğru seyirtti, elini hafifçe eğilerek bir yere uzattı.Biraz sonra dansetmeye başladı. Plak koymuştu pkaba galiba.Odadan dans ederek döne döne gülümseyerek mutfağa geçti tekrar. Eğildi torbaları boşaltmaya başladı.Bir şarap şişesi geldi eline. Sonra çekmeceyi açtı.Tirbuşonu çıkartı.Muhtemelen az önce pkaba koyduğu plağa eşlik ederek, şarabı açtı.Kadın hem neşeyle şarkı söylüyor, hem de bardağı dolduruyordu.Şarabından bir yudum aldı.Camın önüne geldi dışarıya baktı.Dışarıya baktı.Dışarıya baktı.Epeyce uzun baktı.Şarabından bir yudum daha aldı.Yüzünde biraz acı,biraz keder,biraz endişe vardı gibi geldi sanki, tünelden bakan kadına.Sonra kadın bir sigara yaktı.Tekrar şarkıyı mırıldanmaya başladı.Sesini gittikçe yükseltmeye başladığını hissediyordu izleyen kadın.Dudaklarını okumaya başladı, bu şarkıyı biliyordu.Hani şu Ajda Pekkan'ın söylediği:
"...Mantığım duygularım birbiriyle savaşır
Bilmem ki en sonunda kim kazanır
Günü gününe uymayan
Aradığını bulamayan
Her zaman kaybeden ben miyim yoksa ...."
Kadın bu hüzünlü gibi şarkıyı, çok da hüzne kapılmadan ciddi bir ifade ile söyledikten sonra, birden neşelendi ve tekrar dansetmeye başladı.Görüntüsü öylesine komikti ki, tüneldeki kadın da güldü onun bu haline.Belli ki müzik neşeli bir parçaya geçmişti.Kadın camın önünde bir taraftan birşeyleri yıkayarak,bir taraftan kendini şarkıya iyiden iyiye kaptırarak arada bir camdan dışarıya dalarak, atlayarak sonra geri sararak,iş yapıyordu."Bu onun akşam yemeği ritüeli" diye geçirdi içinden kadın.Topallayarak yürüyen, her gece işten evine geç dönen, süratle evine süzülen ve şarkı,şarap eşiliğinde yemek hazırlayan bir kadın.
Bu durumu onun mutluluğuna mı, yaşamla savaşına mı,içindekileri örtbas etmeye çalışma gayretine mi yormalı.Ama kadın yapıyordu işte.
Tren tünelden ansızın çıktı.Kadın hemen gözlerini kapadı.

Tuesday, February 01, 2011

FRİDA VE DİEGO


Kadın içinden bir terslik olmasın diye yakardı.Çünkü bu şehre her geliş,hesaplamadığı tersliklere gebeydi.Sonuçta kısacık zamana hiçbirşey sığdıramadan dönüyordu ve bir daha asla gelmemeye yemin ediyordu.
Saate baktı 17:00 olmuştu.Ezan okunuyordu.Arasıra karla karışık yağan kar için bugün köylü bir kadın çok güzel bir ifade kullanmıştı.Aklına geldi ve gülümsedi."Karla karmankarışık yağmur yağıyi" Tekrarladı ve sesli güldü bu kez de.Sırtı çok ağrıyordu.Verimsiz bir gündü kendi için,kasa için ise bereketsiz.
Frida ve Diego.
Kaşlar ve bıyık.Bir ressam estetik kaygılardan uzak olabilir mi?Uzak değil ki zaten.Gerçeklik mi bu? Gerçekçilik mi? Tüyleri almayı kim akıl etmiş acaba ve niye?
Frida ve Diego.
Çok şişman ve iri aslında.Uyumsuzluğun uyumu olur mu?
"Bir dahi, beyaz atlı prensten daima daha iyidir" demiş mi, dememiş mi? Demişse iyi demiş,doğru demiş.
Beyaz atlı prensten çocuk yapmaktansa, dahiden yapmayı tercih ederim" demiş mi, dememiş mi? Demişse iyi etmiş.Her kadın demeli.
Frida ve Diego.
Diego, Frida için "şu kaşlarını ve bıyıklarını alsa iyi olurdu aslında" diye içinden de olsa demiş midir, dememiş midir?
Frida, Diego için "şu koca göbeğini eritseydi,sadece sempatik değil, yakışıklı bile sayılacaktı" demiş midir dememiş midir?
Dahi olmak,üretmek,yaratmak, estetik mi yeterince?Yakından tanıyınca insan kusurları görmez mi,görmezden mi gelir,kusur saymaz mı veya kusur'un çekiciliğine mi kapılır.
Acaba kusuru için mi seçer, kusuru olmak bir farklılık ve farkındalık mı yaratır insanda ve karşısındakinde yoksa?

-"Seni seviyorum çünkü kusurlusun,sıradışısın bu yüzden. Ben sıradışı olan birini isterim."
-"Kusurlu olduğun için seni seviyorum.Kusurlu olman bana benim kusurlarımı göstermiyor aslında.Aramızda diğerlerinde olmayan bir uyumu yakalıyoruz böylelikle."Bizim dışımızda herkes, diğer oluyor.
-"Kusurlarına rağmen seni seviyorum.Onları görüyorum,kabul ediyorum.Benim sevgimdir seni güzel ve farklı kılan. Seni beklentisiz seviyorum.Sevdiğim için seviyorum.Nedensiz,niçinsiz."

Çünkü mü?
İçin mi?
Rağmen mi?

İnsan hangisini tercih eder?

Frida ve Diego.
Umarım, görürüm.
Sanırım, bu soruları o zaman sormam.
Biliyorum, çok mutlu ayrılacağım.

Eminim, eğer gidebilirsem.
Saat 17:30 toparlanmalı.

Friday, January 21, 2011

Kendi Filmimi Yönetmek İstiyorum


Sınırları çizmeyi bilmek gerek.Hem de çok keskin çizgilerle.Karşıdakinin sizi anlamasını beklemek nafile.Kimse anlayamaz.Bu çocuğunuza vermeniz gereken en temel bilgi.Hayır diyebilmenin önemini ona iyice belletmelisiniz.Hayır diyebilmek eğitimle ve çok tekrar yapmayla mümkün.

Kaybedileceklerin, bu kelimeyi yerinde kullanamadığı takdirde daha çok olduğunu farketmeli iş işten geçmeden.Çünkü öyle bir zaman geliyor ki bu HAYIR'ı çok da yerli yerinde kullansanız bile, geç olabiliyor. Karşınızdaki sizi anlayışsızlıkla, fedakar olmamakla, özveri göstermemekle, duyarsızlıkla suçlayabiliyor.Hatta çoğu kez, bunu sepete koyup, yıllar sonra tüm kötülüklerini, acıtmalarını, bu HAYIR üzerine inşa edebiliyor.Sizi anlayışsızlıkla suçlayabiliyor,kıymet bilmemekle de.İntikam duygularıyla besleyip, büyütebiliyor.

Daha sonra günü geldiğinde, sizi en can alıcı noktalarınızdan yaralayabiliyor. Kararlı davranıp HAYIR'ları devam ettirebilseniz bile, karşınızdaki kişinin size bakış açısını değiştiremiyorsunuz artık.

Siz geçmişteki, gerektiği halde HAYIR demediğiniz bir çok anıyı hatırlatmaya çalışınca da birşey değişmiyor.

Bu durum ailenize karşı da böyle, yaşamınıza girip çıkan arkadaşlarınıza karşı da böyle.

Keşke kendi yaşamımızın yönetmeni olabilsek. Senaryo çok önceden yazılmış olsa da ,belli olsa da, içeriğine hiç dokunamasanız da, bir film yönetmeni gibi şekillendirebilseniz.

Acı ile acıklı arasındaki fark gibi.Acıyı siz hissedersiniz.Acıklı başkalarının bakış açısına göre belirlenir. Eğer kendi filmimizin yönetmeni olabilsek, olaylar hem kendimize acı gelmez, hem de başkalarına.

Kendi yaşam öykümüzün yönetmeni olsak, hikayemizi dilediğimiz gibi yansıtabiliriz kendimize ve dışarıdakilere.Aslında bir trajediyi yaşarken, komedi gibi algılayabiliriz ve yansıtabiliriz.Hatta komedi fazla ileri aşama olabilir, normal ve sıradan hale getirebilmek bile yeterli.Başkaları da bizim gibi olağan karşılar, daha ileri gidip te başarırsak komediyi, bu kez de kahkahalarla gülebilir.

Dünyanın en kaderci insanı bile olsak, alınyazımıza katlanabiliriz, hayıflanmak yerine.Gözyaşlarımız, kahkahalarımız yüzünden dökülür.

Bir film izlemiştim.Yönetmenin bakış açısına, yorumlayışına hayran kalmıştım. Öyle bir film di ki: kızın evleneceği adam nikah günü ilk kez gördüğü ve kendinden oldukça yaşlı olan kızın annesine aşık oluyordu. Kadına acayip yapışıyordu,bir an görmek, yakınlaşmak için yapmadığı şey yoktu.Kızın anneannesi, sonradan lezbiyen olmayı seçmişti.Bir kadınla evli gibi yaşıyordu.Babası üç kağıtçı berbat bir avukattı ve kendinden çok geçn biz kızla birlikteydi.Annesi, uçuk bir kadındı ve bir adada kendinden çok genç yerli bir zenciyle aşk yaşıyordu...Daha bir sürü toplumsal aşırılık vardı.Her biri bir cinayet için hafiletici sebepti.Ama yönetmen bunu öyle yumuşacık ,öyle tatlı bir dille anlatıyordu ki; herkes gülmekten kırılıyordu salonda izlerken.Filmin sonu çok mutlu bitiyor,herkes herşeyi doğal kabul ediyordu.Gülerek çıkyırdunuz sinemadan.Filmin sonundaki küçük kız,arkadaşına "şu, benim hem anneannem hem cici annem diye anlatabiliyordu.Anneanne ise; "hem torunum, hem üvey kızım diyebliyordu" Filmde kimin eli kimin cebinde belli değildi.Yaşamda hep böyle garip aşk hikayeleri veya ilişkiler yok.Yaşam bunlardan ibaret de değil.Yine de aslında çok düz gibi görünen çok daha sıradışı ve çok daha karmaşık gerçek yaşam hikayeleri de var. Ama sonuçta, her konuda galiba hepimiz biraz öyleyiz, biraz da böyle. sanırım kendi filmimizin yönetmeni olamadığımız için hep sadece böyle olmak zorunda kalıyoruz.Dışarıdan müdahalelere hayır diyemiyoruz.Tepkilerden korkup,dürüstçe düşüncelerimiz söyleyemiyoruz.Bakış açılarımızı başkalarının tepkilerine göre biçimlendirmeye gayret ediyoruz.

Başkasının acısını paylaşmak daha kolaydır, mutluluğunu paylaşmaktan.Bize acıklı gelir çünkü. Acıda empati yapmak kolaydır.Pek çok sebep bulabiliriz.Mesela; sevdiğimiz bir kişidir, o yüzden acısını hissedebiliriz. Kendimizi onun yerine koyup kendimize ağladığımız da olur kimi zaman. Bazen aynı acıyı daha önce yaşamış da olabiliriz.O yüzden bize çok acıklı gelebilir.Genellike de ona üzülürken, içimizden şükrettiğimiz, bizim başımıza gelmemesi için dua ettiğimiz de olur. Aslında üzüldüğümüz kendimizdir.Birden çok sebep bulabiliriz acıyı paylaşırken.Mutluluğu paylaşmak bu yüzden zordur.Başkası için mutlu olmak çok zordur.İçine özlem girer, haset girer, kıskançlıklar girer, pişmanlıklar girer, kıyaslar girer. Samimiyeti yakalamak çok zordur, iyi düşünmek için zorladığımız, kendimize yakıştıramadığımız ve adlandıramadığımız duygularımız bile olur bazen.Hatta bu duygularımıza engel olmaya çalıştığımız halde karşı tarafa bunu hissettirdiğimiz bile olur. En acı günlerinizde size destek olan ama, sizin mutluluğunuza sevinemeyen birisinin acısına üzülmek daha kolaydır bu yüzden.Kalpten üzülürsünüz.Herşey vardır o üzüntünün içinde.

Yaşamda acılar da var.Hastalıklar,ölümler de. Hepsi katlanabileceğimiz şeyler.Öyle olmasa, böyle de olabilir. Evlat acısı dışında katlanamayacağımız hiçbir acı yok gibi.Daha bugün en yakın arkadaşımın gözyaşları telefonun diğer ucundan yüreğime aktı.O filmi yönetmek belki de hiçbir yönetmenin başaramayacağı birşey.

Ama kimbilir belki yönetebileceğimiz başka filmler de vardır. Pek çoğumuzun elinde böyle senaryolar da. Ama herkes yönetmen olamıyor. Bu yeti pek çoğumuza kendi filmimiz için verilmemiş.

Yaşamımdaki terslikleri acı ve acıklı olmaktan çıkarabilecek bir film yönetmeni olmayı isterdim.

Keşke...