Sunday, December 10, 2006

Hata

Yanılgı. Sözlükte eş anlamı gibi gösterilir hatanın. Yanıldım dersiniz. İçinde daha bağışlanabilir bir unsur vardır yanılgının. Hata daha kuvvetlidir yanılgıya göre. Bazen bir suç, bazen bir büyük günahtır. Çoğu kez de utanç. Geri dönülmezlik, bağışlanmazlık da var elbette.En çok da kendiniz tarafından duyumsanan bir bağışlanmazlık.Hepsinden önemlisi büyük bir pişmanlık bu yüzden.
Çoğunlukla yaşamın başlangıcında, bazen tam da ortasında her şey yolunda giderken, kimi kez de en sonunda, bitirmek üzereyken.
Ama mutlaka bir noktasında ömrünüzün ya o sizi bulur, ya siz onu, kaçınılmaz bir biçimde.
Ömrünün başında yapanların daha şanslı olduğunu düşünürsünüz hep. Bir daha tekrarlamama gibi, ders alma gibi, şansları vardır çoğu kez. Ama bir ömür boyu hatırlanma ve pişmanlık duyma gibi bir cezası da vardır yanında.
Ortalarda yaparsanız yaşamın, bu kez de güzel bir geçmişi heba etmek ve kalan yarısında acı çekmek kaçınılmazdır. Ziyanlık duygusu baskındır artık.
Ömrünüzün sonunda yaparsanız ki en acıklısı, en bağışlanmazı budur ama kurtulması en kolayı olanı da. Sizi ölüm aklar.
Hukukta hata daha bir biçimseldir. Bir şekilde yanıltılmış olmanız gerekir birisi veya bir şeyler tarafından. Bu yanıltılma güçlü olmalıdır, inandırıcı olmalıdır, bir başkasının da içine düşebileceği türden olmalıdır. Daha da nüansı vardır elbette. Ama hukukla değil benim derdim. Herşey insana özgü. Ve insana özgü pek çok hatanın hukukta bir tanımı da yok, yaptırımı da. Varsa da bazen gün yüzüne çıkmayabiliyor ama bir yaşamı iflah olmak için kocaman bir hapishaneye ve affedilmek için sığınılan bir manastıra döndürmeye yetebiliyor.
Her zaman sorulan o anlamsız sorular:”Peki neden?”Ama ne için?” ”Nasıl oldu da?”Kim yüzünden?
Bazen bir kısmına cevap bulabilirsiniz? Bazen hiçbirine. Yapmışsınızdır işte çoğu kez cevapsız bir biçimde.
Ben bu yüzden en çok kendimi sorgular, kimseyi yargılamam yine kendim dışında. Bilirim her insanın yaşamında bir büyük hatası ve yüzlerce pişmanlığı olduğunu. En iyisi ne kendini, ne de başkalarını yargılamak tabii.
Bildiği ya da bildiğinden daha da çok bilmediği kadar hatanın içine düşmeyen insan var mıdır ki?
Kim hata yapmadım diyebilir yaşamında kendine? Kim pişman değildir ki? Kim acı çekmiyordur bu yüzden? Kim karabasanlarla boğuşmuyordur rüyasında? Kim kendinden çok başkasını, koşulları, bir şeyleri suçlayabiliyordur?
En kötüsü, en dayanılmaz ve kahredici olanı yalnızlığımız değil midir?Tam da o sıralar beynimizi oymaz mı hatalar.Veya en mutlu olduğumuz anlarda bir ufacık sinyal gitmez mi beynimize içimizi gıcıklatan.Tıpkı karatahta üzerinde aniden kırılan tebeşirle birlikte çıkan o çıldırtıcı ses gibi.
Kaçış ta yoktur, kurtuluş ta.
Ama bir yolu vardır rahatlamanın. Bir özür. Kendimizden ve başkalarından dilediğimiz.
Geri dönemeyiz belki, fakat pişman olabiliriz. Bağışlanmak isteyebiliriz ve bunun için özür dileyebiliriz. Biliriz hatamızdan dönmüş olamayız. Olan olmuştur çünkü. Ama hoş görebiliriz kendimizi ve hoş görülebiliriz. Karabasanlar yine rüyalarımızda ziyaret ederler ama eskisinden daha seyrek ve burnumuz sızlar ara sıra, eskisinden daha az ve dolar göz pınarlarımız, bulutlanır bakışlarımız hatıra geldikçe. Yine de hissedebiliriz iç huzurunu hiç değilse eskisinden daha çok.
Bugün Orhan Pamuk’un Nobel Ödül Törenini izlemek bunları hissettirdi nedense.
Bana göre büyük bir edebiyatçı. En iyilerinden son yılların hatta belki de. En son hatası kendisi için doğru olanı yanlış zamanda söylemesiydi. Başka daha büyük hataları da vardı mutlaka, sadece onun bildiği veya benim bilmediğim. Şimdi koskocaman ödülü içine sindirerek kaldıramıyor göklere bence. Ben hiç yargılamadım onu. İyi bir edebiyatçıydı ve hak ediyordu ödülü ve üstelik benden, bizden biriydi. Ülkemin edebiyatçısıydı beni gururlandırıyordu, açıkçası beni de sadece işin bu yönü ilgilendiriyordu.
Kim ne derse desin, gerisi vız gelirdi.
Peki ya Orhan Pamuk? O da mutlaka kendine güveniyordu. Hak ettiğine de inanıyordu. İyi bir edebiyatçıydı. Ama gece yatağına yattığında, gözü ödülüne takıldığında acaba diyorum şöyle düşünebilir mi:”Bu ödülü sadece iyi bir edebiyatçı olduğum için mi, yoksa iyi bir edebiyatçı olmama, eserlerime karşın politik görüşlerimin etkisiyle mi kazandım. O sözleri o koşullarda sarf ederken içimden bu hesapları da mı yaptım. Yapmadığım halde bu sözler mi destekledi ödülümü.”
Orhan Pamuk bunu bir hata olarak görür mü, pişmanlık duyar mı bilinmez. Ama büyük bir özür dileme vardı sözlerinde. Tören konuşmasının içeriğinde babasına karşı, Türkçe konuşarak ulusuna karşı ve “artık sadece edebiyatçıyım politik konuşmalar yapmayacağım” sözleriyle kendisine karşı.
Ben kızmamıştım, hep gururlandım ve mutlu oldum zaten.
Ulusu da bağrına basacaktır eminim.
Bu ödülü hak etti.
Kendi içinde fazla sorgulatmadan, ödülünün hazzını yaşamasına izin vermek gerek bu yüzden.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home