Wednesday, October 19, 2005

Her Şeyi birden İstemek

"o kitabı da okudum bitirdim
hani o genç kızın beni unuttuğu
bir ara fena halde fikrindeydim
dudağındaki nem gözündeki buğu

durmadan hayal değiştiriyorduk
çetrefil bir hayat herkesin korktuğu
kaderlerimiz kalındı sevinçlerimiz çabuk
yaşamadan dağılıyor yarısından çoğu

erteleyip durduk suç ortalığımızı
asıl mutluluğun içinde bulunduğu
bazı ben yanlıştım o yanlıştı bazı
çünkü gecikmenin ağır yorgunluğu

yanıldığımız her şeyi birden istemekti
isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti
devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
sararmış yaprakların usulca savrulduğu
köprüler yıkıldı artık kendimleyim
parmak uçlarımda ölümün soğukluğu "




Gözlerim dolu dolu,acıklı bir flamenko eşliğinde yazıyorum.Son günlerde teknolojiden giderek nefret ettiğim halde, bu gece bilgisayarımın bendeki hüznü müzikle birleştirmesinden hoşnudum.

Özel bir gündü bugün.Birazdan bitecek.

Ölüm benim için arzulanan ama ulaşılamayan bir lüks. Yaşamdan kesinlikle daha huzur verici. Bu sabah ilk kez ölümü yaşadım sanki kendimde.

O’nun sıcak nefesini ensemde hissettiğim için değil.Ölümsüzlüğün ne olduğunu iyice kavradığım için."Yaşadı" denmeli ardından.


Biliyorum ve eminim ki ben bir ölümlüyüm. Ama bu bana hiç de umduğum huzuru vermedi.Ürktüm.

Ölümlüler ne kadar da sıradan. Süreç tamamlanınca nasıl veya ne şekilde olduğu hiç de önemli olmayan bir yok oluş. Yaşamla olan bağ; belki aile,yakın dostlar, birkaç tanıdık ve azıcık anı...Sadece anı...

Geride kalanların hafızalarında solgun, silik ve çok da anlam yüklenmeyen yitip giden anılar ...

Bir iz bırakmadan gitmemeli...Birileri seni düşünmeli...Özlemeli...Aramalı...Aradıklarında bir yerlerde bulmalı...Yaşamış olmalısın...Tamamen ölmemelisin hafızalarda.Kayıtlarda kalmalısın...Geri sarılabilmeli,başa alınabilmelisin...

O;

O’nu sadece “ben sana mecburum”şiiriyle anımsayanlar çoğunlukta.Çünkü çok sevdiğim bu enfes şiiri ,romantizmi sembolize etmek için öylesine harcadılar ki,aşkın klişesi haline geldi.
Pek çok kişi için aşk şiirlerinin unutulmaz ve yaşayan en önemli şairi. Belli ki, sevenleri, sadece aşkın şairi olarak anılmasından pek de hoşnut değiller. Elbette O’nu, sadece aşkın, şiirin adamı olarak tanımlamak yetersiz.

Peki, öyle olsa ne olur?

Ne güzel!

Aşk şiiri yazmak; aşkı her şiirde yazarken yaşamak, okuyanlara da her okuyuşta defalarca yaşatmak değil midir? Bunun hafif veya sıradan bir yanı yoktur ki.

Ben;

O’nu şiirleriyle birlikte, ağabeyimin kütüphanesindeki romanlarıyla da sevmiştim.”Fena Halde Leman”ın çarpıcı kapağını sonraki baskılarda değiştirmişler. Çok etkileyiciydi.Tabularla oynaşmayı hep sevmişti zaten.

O sıralar; fakültedeki biraz hoş, biraz boş ve biraz da hafif bulduğum bir kızın onun asistanı olduğunu söylemesiyle, hemen çapkın ve uçarı bir karaktere büründürmüştüm.Oysa; muhtemelen kızın anlattıkları;kızın geniş hayal gücünün ve bizim gibi saf tiplerin düşlerinin, kolay bir bileşimiydi.Ama yine de anlatılanları O’nun yazılarıyla bütünleştiriyor ve “kızın anlattıkları “doğru olabilir mi” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.Her rastladığımda kıza O’nu soruyordum.Öylesine farklı hikayeler anlatıyordu ki bana O’nunla ilgili. Her şey vardı içinde.

Tam aşkı yaşayacağım erkekti o sıralar benim için.Maceraperest duygusal bir şövalye.Yazdıkları gibi yaşayan ve konuşan bir kıvrak zeka.Çok yakışıklı değildi belki, ama stili vardı.

Aşk, o sıralar benim için hissedilen bir şeydi.Yaşanan değil.Onunla aşk yaşanırdı ama benim seçtiğim biçimde.

Orta yaşın epeyce üzerinde olduğu o yıllarda,ben gencecik bir kızdım.Hayallerim kumdan kaleler gibiydi.Devamlı, yapıyor bozuyor, şekilleriyle oynuyor,sonra tekrar yenilerini ,daha yenilerini kurmaktan bıkmıyordum. Sonra okul bitti.O, zamana yazılarıyla karşı koyarken, ben kendime dikte ettiğim bir yaşamı seçtim.Hayalleri seviyordum.onları yaşama geçirmek gibi ne bir arzum ne de gayretim oldu. Ama onları özenle biriktirdim,sakladım,korudum.Tozlu raflara kalkmadılar hiçbir zaman.

Ara-sıra şiir kitaplarını karıştırır, içlerinden en sevdiklerimi bana yazılmışçasına bir erkeğin sesinden duyumsayarak, yine bana okurdum.

O şiirlerde,aşkı macerayı,tutkuyu yaşardım.Sadece onun şiirlerinde, başka diyarların yağmurlu, soğuk ve puslu tren istasyonlarında üşürdüm. Uzak memleketlerin limanlarında, bir gece yarısı, beni alacak gemiyi beklerdim. Avrupa’nın hiç bilmediğim kentlerinin boş sokaklarında yalnız, sırılsıklam içimdeki fırtınalara karşı yürürdüm.

Sonraları ben; giderek gündelik yaşamın tekdüzeliğine doğru ilerlerken O’na televizyondaki söyleşilerde rastlar oldum.Kimi kez de gazetedeki yazılarında. Serüveni düşlerimde yaşamayı seçmiştim. Göze alamamış, yola çıkmadan yorulmuştum..

Bensiz devam ediyordu doludizgin. Görmezden gelmek en kolayıydı. Hüzünlü anlarımda, eski şiirlerini okuyor ama son zamanlarda ürettikleriyle ilgilenmiyordum fazlaca. Her eski aşık gibi, artık sadece anımsanır olmuştu.Vefasız bir sevgiliydim.

Bu sabah onun öldüğünü öğrendim.

Hem de hiç umulmadık güzellikte ve onun şiirlerinden oluşan mükemmel bir şiir yağmuruyla.

Islanan sadece gözlerimdi.

Gün bitti.
12.10.2005

0 Comments:

Post a Comment

<< Home